BLOG YAZISI

Burası Agora Meyhanesi…

Müge Akgün

burasi-agora-meyhanesidummy image

Bazı yerler vardır insanı yemekleriyle, bazıları, manzarasıyla, bazıları servisiyle bazıları da geçmişiyle kendine çeker. Agora Meyhanesi 1890’u özel kılan da 139 yıllık tarihi ve onu adeta bir misyon edinerek geçmişten bugüne yaşatmaya çalışan sahipleri.

İlk sahibi Rum Kaptan Asteri’ymiş. Ardından oğlu Stelyo geçmiş işin başına, derken de torunu Hristo Dulidis. 1994 yılında Hristo Bey Atina’ya göç edince de Gazeteci Ersin Kalkan ortaklarıyla birlikte bu meyhaneyi devralmış.

Kalkan eski sahiplerine hiç yabancı biri değil. Uzun yıllar kapı komşu yaşamışlar. Çocukları olmadığı için de Dulidis çiftinin kendisini çok sevdiğini hatta baktığını anlatıyor. Zaten lise yıllarında da iyi bir harçlık karşılığında Agora’da da çalışmış.

Şimdi Agora 1890’da yeni bir dönem daha başladı. Kalkan bu kez yoluna mimar, aynı zamanda Gezi pastanesinin de sahibi Hakan Kıran ile birlikte devam ediyor.

Kalkan’ın restorancılıkta kazandığı deneyim, Kıran’ın yaptığı ufak tefek değişikliklerle ortaya mükemmel bir mekân çıkmış. Kapıdan içeri girer girmez dekorasyon insanı etkisine alıyor. Geçmişten bugüne geçiş çok başarılı. Agora 1890’da her anlamda tarihin içinde bir gece geçiriyorsunuz.

Yediklerinizde eskinin tadını buluyorsunuz, Bizans duvarları arasında oturuyorsunuz, duvarlarda da bu meyhanede çekilmiş filmlerden kareleri görüyorsunuz. 286 filme ev sahipliği yapan bir mekânda olmanın, bazılarını hatırladığınız sahneler arasında yemenin zevkini çıkartıyorsunuz.

Yemeklere gelince klasik mezelerden, ara sıcaklara, balıklardan tatlıya yediğimiz her şey başarılıydı. Sadece ılık şevket-i bostan kavurması için bile giderim. İstanbul’da çok iyi yapan yer yok gibidir. Fiyat kalite dengesine dikkat edilmiş Agora’ya eğer hala gitmediyseniz mutlaka bir fırsat yaratıp gidin derim…

Çay’a yolculuk

Dünyanın en büyük çay üreticisi ülkesi değiliz ama çay tüketiminde birinci sıradayız. Bir kahvenin kırk yıl hatırı var desek de neredeyse yüz yıla yakın bir süredir çay yaşamımızın, içecek kültürümüzün ayrılmaz parçası. Güne çayla başlar, çayla bitiririz.

Kahvaltının, güzel bir öğlen yemeğinin, akşam üstü kahvaltılarının ve akşam yemeği sonrasının vazgeçilmez içeceğidir.

Daha önce Kahvaltı kitabı hazırlayan yeme-içme seyahat yazarı, televizyon programcısı Ebru Erke bu kez ‘Çay’ isimli bir kitaba imza attı. Hatta kitabını kaleme almadan önce çayın öyküsünün peşine düştü. Hindistan’da çay someliyesi eğitimi; ardından iyi bir çayın olmazsa olmazı olan su üzerine Almanya’da eğitim aldı.

Erke, Karaca sponsorluğunda hazırlanan kitapta çayın tarifinden üretim aşamalarına, çay çeşitlerinden demleme yöntemlerine çay hakkında merak edilen konulara yer veriyor.

Farklı ülkelerin çay kültürü ve ritüellerini anlatıyor. Hem Kahvaltı hem de Çay kitaplarından birer tane edinin derim.

Çay; Ebru Erke, Remzi Kitabevi Mayıs 2019

Bir Bodrum Klasiği

İlki 1979 yılında Taksim’de açılan The Marmara Otelleri’nin sayısı 7’ye ulaşmış. Yıllar önce New York’ta Manhattan’daki otellerinde de konaklamıştım. ABD’deki birçok zincir otelden çok daha memnun kalmıştım. Ama bir İstanbul klasiği olan The Marmara Taksim’in yeri benim için de pek çok İstanbullu için de farklıdır. Onun tarihiyle Türkiye’nin tarihi pek çok noktada kesişir.

Ancak Bodrum’u tepeden gören konumu, özgün mimarisi ve butik otel hizmet anlayışıyla The Marmara Bodrum’un da gidenlerde, kalanlarda bambaşka bir yeri var. Sade lüks kavramının ilk örneklerinden biridir. Bodrum Müzik Festivali sırasında konakladığımız üç gün boyunca kahvaltıdan yemeğe, oda servisinden temizliğe her şey çok iyiydi.

Kahvaltıda servis edilen bana çocukluğumda annemin bardakta yumurtasını hatırlatan tabii çok daha zarif bir şekilde sunulan haşlama yumurtanın, öğlen yemeğindeki peynirli patlıcanın, sebzeli pidenin tadı unutulur gibi değildi. Umarız bu gustolarını hiç kaybetmezler…

Çocukla Sinema

Yaz bitti… Gerçek hayata dönüyoruz… Okullar hafta başı açılıyor. Özellikle çocuklu aileleri yoğun bir dönem bekliyor. İki ebeveyn de çalışıyorsa durum biraz zor. Neyse ki nefes almayı, çocuklarımızla bir arada olmayı mümkün kılan hafta sonları var.

Çocukluğumdan bu yana benim için anne babayla ya da ablalarımla yapılacak en güzel şey sinemaya gitmekti. Kızımla da böyle oldu. Birlikte en güzel anlarımızı sinemada film izlerken geçirdik. Ama aynı kitap seçimi gibi hangi yaşta hangi filme gidileceğini bilmek, seçim yapmak da kolay değil.

20 yılı aşkın süredir film eleştirilerini keyifle okuduğum gazeteci yazar Burak Göral ‘Çocukla Sinema’ adlı çok başarılı bir kitap hazırlamış. Baştan sona merakla okudum ve biraz da kızım büyürken böyle bir kitabın olmadığına hayıflandım. Ben de sinema-televizyon eğitimi almıştım ama bu farklı bir uzmanlık alanı, üzerinde çalışmak, araştırmak gerekiyor.

Burak Göral, film izlemeyi çok seven oğluyla birlikte yaşadığı deneyimlerin, yaptığı araştırmaların, bu konuda yazılmış makalelerin ardından ‘Çocukların 12 yaşına basmadan önce izlemesi gereken 52 filmlik bir liste yapmış.

Göral, “Bunu yapmanın belli başlı iki sebebi vardı. Birincisi; tabii ki yıllardır arkadaşlarımın benden talep ettiği film tavsiyelerini daha sağlıklı bir şekilde yapmak… İkincisi de çocuklarıyla sinema eşliğinde zaman geçirmek isteyen ailelerin maalesef yaptıkları yanlış film seçimleri…” diyor.

Doğru film bulma önerileri, 52 filmin özetinin yanı sıra kitapta çok detaylı bir ‘Hangi film hangi yaşta izletilmeli listesi de var. Çocuklu aileler için çok yararlı bu referans kitabı aileler almalı ama okulların kütüphanesinde de olmasında yarar var.

Çocukla Sinema, Burak Göral Doğan Kitap Mart 2019

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK RESTORAN LİSTELERİ